“İnsanlar beni anlamıyor. Ben onlardan daha iyiyim, daha zekiyim… Ama bunu açıkça söylediğimde köprüler yanıyor. Yine de kendimi değiştirmek istemiyorum.”Dr. Crawford gülümseyerek dinledi. Gözlerinde garip bir parıltı vardı. “Belki de değiştirmen gerekmiyor,” diye mırıldandı kendi kendine.Dört seans sonra Dr. Crawford, Jessica’ya “Bugün büyük bir adım atacağız,” dedi. “Hazır mısın?”Jessica merakla başını salladı.Dr. Crawford sandalyesinden kalktı, kapıyı kilitledi ve Jessica’nın karşısına geçti. Ses tonu değişmişti.“Aslında Jessica… ben de senin gibi bir üstünlük kompleksiyle yaşıyorum. Ama ben bunu bastırmıyorum, aksine kucaklıyorum. Senin gibi güçlü, güzel ve zeki kadınlar dünyayı yönetmeli.”Jessica şaşkınlıkla baktı. “Neden bunları bana söylüyorsun?”Dr. Crawford yavaşça yaklaştı, Jessica’nın çenesini parmaklarıyla kaldırdı ve gözlerinin içine baktı.“Çünkü sende kendimi görüyorum. Sen de benim gibi olabilirsin. Gereksiz ilişkileri, duygusal bağları neden umursayalım ki? Köprüler yansa ne olur? Bizim gibi kadınlar yalnız da güçlü olabilir.”Dr. Crawford, dolabından çıkardığı şık, siyah bir elbise ve ceketi Jessica’ya uzattı. “Bunu giy. Benim gibi görünmeni istiyorum.”Jessica tereddüt etti ama merakı ağır bastı. Dr. Crawford yardımcı oldu. Jessica’nın üzerindekileri yavaşça çıkardı. Tenleri birbirine değdikçe elektrikleniyordu. Dr. Crawford, Jessica’nın göğüslerini, belini ve kalçalarını okşayarak elbisesini giydirdi. Sonra Jessica’nın saçlarını topladı ve ona kendi kullandığı şık gözlüğü taktı.İkisi aynanın karşısına geçtiğinde Jessica donup kaldı. Karşısındaki görüntü neredeyse Dr. Crawford’un aynısıydı. Aynı kıyafet, aynı saç, aynı bakış…Dr. Crawford gülümsedi ve Jessica’nın arkasından sarıldı. Elleri genç kadının belinde geziniyordu.“Gördün mü? Seni baştan beri bunun için hazırlıyordum. Seni ‘iyileştirmek’ değil, seni benim gibi yapmak istedim. Bizim gibi kadınlar birbirine yeter. Kimseye ihtiyacımız yok. Sadece kendimize.”Jessica aynadaki yansımasına bakarken hem şok hem de garip bir heyecan duyuyordu. Dr. Crawford’un dudakları boynuna değdi.“Artık yalnız değiliz Jessica. İkimiz de üstünüz. Ve birlikte… çok daha güçlüyüz.”Dr. Crawford, Jessica’yı yavaşça kendine çevirdi ve dudaklarından öptü. Öpücük giderek tutkulu hale geldi. Jessica’nın direnci eriyordu. Dr. Crawford’un elleri genç kadının vücudunda dolaşırken fısıldadı:“Unut o eski ilişkileri… Unut o zayıf insanları. Bundan sonra sadece biz varız.”O gün, terapi odasında Jessica’nın “tedavisi” tamamen farklı bir yöne evrildi. Dr. Crawford, genç kadını kendi gibi şekillendirirken, ikisi arasında yasak ve güçlü bir bağ doğuyordu.Jessica aynadaki kendine bakarken içinden geçirdi:“Belki de gerçekten… bizden başkasına ihtiyacımız yok.”
“İnsanlar beni anlamıyor. Ben onlardan daha iyiyim, daha zekiyim… Ama bunu açıkça söylediğimde köprüler yanıyor. Yine de kendimi değiştirmek istemiyorum.”Dr. Crawford gülümseyerek dinledi. Gözlerinde garip bir parıltı vardı. “Belki de değiştirmen gerekmiyor,” diye mırıldandı kendi kendine.Dört seans sonra Dr. Crawford, Jessica’ya “Bugün büyük bir adım atacağız,” dedi. “Hazır mısın?”Jessica merakla başını salladı.Dr. Crawford sandalyesinden kalktı, kapıyı kilitledi ve Jessica’nın karşısına geçti. Ses tonu değişmişti.“Aslında Jessica… ben de senin gibi bir üstünlük kompleksiyle yaşıyorum. Ama ben bunu bastırmıyorum, aksine kucaklıyorum. Senin gibi güçlü, güzel ve zeki kadınlar dünyayı yönetmeli.”Jessica şaşkınlıkla baktı. “Neden bunları bana söylüyorsun?”Dr. Crawford yavaşça yaklaştı, Jessica’nın çenesini parmaklarıyla kaldırdı ve gözlerinin içine baktı.“Çünkü sende kendimi görüyorum. Sen de benim gibi olabilirsin. Gereksiz ilişkileri, duygusal bağları neden umursayalım ki? Köprüler yansa ne olur? Bizim gibi kadınlar yalnız da güçlü olabilir.”Dr. Crawford, dolabından çıkardığı şık, siyah bir elbise ve ceketi Jessica’ya uzattı. “Bunu giy. Benim gibi görünmeni istiyorum.”Jessica tereddüt etti ama merakı ağır bastı. Dr. Crawford yardımcı oldu. Jessica’nın üzerindekileri yavaşça çıkardı. Tenleri birbirine değdikçe elektrikleniyordu. Dr. Crawford, Jessica’nın göğüslerini, belini ve kalçalarını okşayarak elbisesini giydirdi. Sonra Jessica’nın saçlarını topladı ve ona kendi kullandığı şık gözlüğü taktı.İkisi aynanın karşısına geçtiğinde Jessica donup kaldı. Karşısındaki görüntü neredeyse Dr. Crawford’un aynısıydı. Aynı kıyafet, aynı saç, aynı bakış…Dr. Crawford gülümsedi ve Jessica’nın arkasından sarıldı. Elleri genç kadının belinde geziniyordu.“Gördün mü? Seni baştan beri bunun için hazırlıyordum. Seni ‘iyileştirmek’ değil, seni benim gibi yapmak istedim. Bizim gibi kadınlar birbirine yeter. Kimseye ihtiyacımız yok. Sadece kendimize.”Jessica aynadaki yansımasına bakarken hem şok hem de garip bir heyecan duyuyordu. Dr. Crawford’un dudakları boynuna değdi.“Artık yalnız değiliz Jessica. İkimiz de üstünüz. Ve birlikte… çok daha güçlüyüz.”Dr. Crawford, Jessica’yı yavaşça kendine çevirdi ve dudaklarından öptü. Öpücük giderek tutkulu hale geldi. Jessica’nın direnci eriyordu. Dr. Crawford’un elleri genç kadının vücudunda dolaşırken fısıldadı:“Unut o eski ilişkileri… Unut o zayıf insanları. Bundan sonra sadece biz varız.”O gün, terapi odasında Jessica’nın “tedavisi” tamamen farklı bir yöne evrildi. Dr. Crawford, genç kadını kendi gibi şekillendirirken, ikisi arasında yasak ve güçlü bir bağ doğuyordu.Jessica aynadaki kendine bakarken içinden geçirdi:“Belki de gerçekten… bizden başkasına ihtiyacımız yok.”
